"Kendi içimizdeki gürültüden kaçıp sığınacak bir huzur var mı?"
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın başyapıtı Huzur, roman sayfalarından sıyrılarak sahnede ete kemiğe bürünüyor.
İkinci Dünya Savaşı’nın ayak sesleri tüm dünyayı sararken, İstanbul’un melankolik silüetinde kendi iç çatışmalarıyla boğuşan Mümtaz; Nuran’a duyduğu derin aşk ile Doğu ve Batı arasına sıkışmış bir medeniyet buhranının tam ortasındadır. Geçmişin musikisi, bugünün acelesi ve yarının belirsizliği arasında herkesin tek bir ortak arzusu vardır: Ruhun nihai sükûneti, yani huzur.
Eski ile yeninin, aşk ile kaygının, musiki ile suskunluğun iç içe geçtiği bu atmosferde; bir dönemin değil, insanın zamansız iç hesaplaşmasının hikâyesi sahnede yankılanıyor. Huzur, sizi hem İstanbul’un hem de kendi zihninizin labirentlerinde duygu yüklü bir yolculuğa davet ediyor.