
Jakuzi
İstanbul Cocktail Festival 2026
Life Park
İstanbul
İstanbul Cocktail Festival 2026
Life Park
İstanbul
İstanbul Cocktail Festival 2026
Life Park
İstanbul
İstanbul Cocktail Festival 2026 - Pazar
Life Park
İstanbul
Jakuzi Konseri
SoldOut Performance Hall
İzmir
Kendine Has Sahnesi: Büyük Ev Ablukada - Jakuzi - Arkadaş
KüçükÇiftlik Park
İstanbul
Jakuzi
SoldOut Performance Hall Ankara
Ankara
Jakuzi Konseri
Blind İstanbul
İstanbul
Jakuzi’nin müziğinde ilk anda garip bir tanıdıklık hissi var. Synthesizer’lar, soğuk davullar, yankılı gitarlar ve derinden gelen vokal bazen insanı 1980’lerin karanlık new wave kayıtlarına götürüyor; fakat birkaç saniye sonra Türkçe sözler devreye giriyor ve bütün o dünya İstanbul’un çok daha yakın, sıkışık ve bugüne ait bir hâline dönüşüyor. “Koca Bir Saçmalık”, “Bir Düşmanım Var”, “İstediğin Gibi Kullan”, “Toz” ya da “Şüphe” gibi şarkıların birbirinden oldukça farklı ruhları olsa da hepsinde ortak bir Jakuzi duygusu var: dışarıda kalmak, kendine uygun bir yer bulamamak, ilişkilerde sıkışmak ve bütün bunları bazen son derece karanlık, bazen de şaşırtıcı derecede dans edilebilir bir müziğin içinde anlatmak.
Jakuzi’nin hikâyesi 2010’ların ortasında İstanbul’un bağımsız müzik sahnesinde başladı. Kutay Soyocak ve Taner Yücel, daha önce yer aldıkları punk ve underground projelerden farklı bir şey yapmak istiyordu. Soyocak’ın geçmişinde Peygamber Vitesi gibi çok daha sert işler, Yücel’in tarafında ise prodüksiyon ve elektronik müziğe uzanan çalışmalar vardı. İkiliyi bir araya getiren şey, alıştıkları müzikten uzaklaşıp Türkçe sözlü ve synthesizer ağırlıklı başka bir dünya kurma isteğiydi. Soyocak daha sonra Taner Yücel’le tanışmasının Peygamber Vitesi’nin ikinci albümünü hazırladığı döneme uzandığını ve Yücel’in prodüksiyonlarını takip etmeye başladıktan sonra birlikte çalışmaya karar verdiklerini anlatacaktı.
Fantezi Müzik ve İstanbul Underground’undan Dünyaya
Jakuzi’nin ilk albümü “Fantezi Müzik”, 2016’da bağımsız Domuz Records tarafından önce kaset formatında yayımlandı. Bu ayrıntı bile grubun çıktığı ortamı iyi anlatıyor. Büyük bir plak şirketinin yeni pop projesi olarak değil, İstanbul’un DIY ve bağımsız müzik çevresinden gelen bir çalışma olarak ortaya çıkmışlardı. Albümün ilk hâlinde yedi şarkı bulunuyordu. Berlin merkezli City Slang’in grupla anlaşmasının ardından çalışma dört yeni parçayla genişletildi ve 24 Mart 2017’de uluslararası olarak yeniden yayımlandı. Böylece İstanbul’un küçük mekanlarında başlayan proje kısa sürede Avrupa’daki bağımsız müzik çevrelerinin de dikkatini çekti.
“Koca Bir Saçmalık” bu dönemin açık ara en fazla bilinen parçalarından biri oldu. Ancak “Fantezi Müzik”i sadece o şarkıya indirmek albümün tuhaflığını kaçırmak olur. “Bir Düşmanım Var”, “İstediğin Gibi Kullan”, “Yine Aynı Şeyi Yaptım” ve “Aptal Bir İnat” gibi parçalar synth-pop, new wave, disco ve Türkçe poptan gelen melodik alışkanlıkları yan yana getiriyordu. Kutay Soyocak’ın vokali ise klasik pop şarkıcılığından oldukça uzaktı; tok, düşük perdeli ve kimi zaman neredeyse duygusuz görünen sesinin altında oldukça kırılgan sözler vardı. Eğlenceli görünen müziğin içinde güvensizlik, kimlik meselesi ve dışlanmışlık dolaşıyordu. Soyocak yıllar sonra ilk albümün söz dünyasını anlatırken onu, dışlanan ve kimlik bunalımı yaşayan bir insanın Türkçe kullanarak kendisini doğrudan ifade etmeye çalışmasının sonucu olarak tarif edecekti.
Jakuzi’nin farkı biraz da burada ortaya çıktı. 80’lerin estetiğini kullanıyorlardı ama geçmişe öykünen nostaljik bir grup gibi davranmıyorlardı. O yılların synthesizer’larını, post-punk gitarlarını ve karanlık pop atmosferini bugünün İstanbul’unda yaşayan insanların meseleleriyle bir araya getiriyorlardı. Üstelik bunu Türkçe yapmaları, uluslararası dinleyicinin gruba ulaşmasını engellemedi. City Slang bağlantısıyla Avrupa’da konserler verdiler ve “Fantezi Müzik” Türkiye dışında da karşılık buldu. Jakuzi böylece Türkiye’de bağımsız sahneden çıkıp uluslararası alternatif müzik çevresine ulaşabilen dikkat çekici örneklerden biri hâline geldi.
Hata Payı: Renkler Koyulaşıyor
İkinci albüm “Hata Payı” 5 Nisan 2019’da yayımlandığında ilk çalışmayla arasında belirgin bir fark vardı. Jakuzi yine synthesizer kullanıyordu, yine 80’lerin alternatif müziğinden izler taşıyordu ama bu kez renkler çok daha koyuydu. Kutay Soyocak da albüm hazırlanırken özellikle gotik tarafa yöneldiğini; The Cure, The Sisters of Mercy, Clan of Xymox ve Linea Aspera gibi isimlerden beslendiğini anlatıyordu. Gitarlar daha görünür hâle geliyor, ritimler ağırlaşıyor ve ilk albümdeki tuhaf neşe yerini daha içe dönük bir atmosfere bırakıyordu.
“Toz”, “Şüphe”, “Sana Göre Bir Şey Yok”, “Ne Teselli Ne Avuntu” ve “Gördüğüm Rüya” gibi parçalar bu dönemin en belirgin işleri oldu. Şarkıların merkezinde yalnızlık, insan ilişkileri, beklentiler, başarısızlık korkusu ve insanın kendi zihniyle uğraşması vardı. Grubun resmi anlatımında da “Hata Payı”, İstanbul’da genç bir yetişkin olarak yaşamak, başarıdan sonra ortaya çıkan beklenti baskısı, sanat üretmeye çalışmak, ilişkiler ve ruhsal mücadeleler çevresinde şekillenen bir albüm olarak tanımlanıyor.
Bu yüzden “Hata Payı” sadece ikinci Jakuzi albümü değil, grubun sesini gerçekten belirginleştirdiği çalışma oldu. “Fantezi Müzik”te farklı türlerle oynayan bir grup vardı; burada ise daha bütünlüklü bir atmosfer kurulmuştu. Üstelik karanlık olmak adına melodiden vazgeçmiyorlardı. Jakuzi’nin şarkılarında insanı aşağı çeken sözlerle dans ettiren ritimlerin aynı anda bulunması, grubun en belirgin özelliklerinden birine dönüştü.
Taner Yücel Sonrası ve Açık Bir Yara
Jakuzi başlangıçta Kutay Soyocak ve Taner Yücel’in ortak projesi olarak doğmuş olsa da zaman içinde sahne kadrosu genişledi. Taner Yücel grup üyeliğinden ve sahneden ayrıldı; ancak prodüksiyon ve beste tarafındaki ilişkisi bir süre devam etti. Can Kalyoncu, Meriç Erseçgen ve Ahmetcan Gökçeer gibi müzisyenlerin katılımıyla Jakuzi konserlerde daha klasik bir grup formuna yaklaştı.
“Hata Payı”nın ardından uzun bir albüm sessizliği geldi. 2021’de “Açık Bir Yara” ve “Hiç Işık Yok”tan oluşan iki parçalık çalışma yayımlandı; aynı yıl “Merasim” geldi. Bu parçalar eski Jakuzi dünyasıyla bağı korusa da grubun nereye doğru ilerleyeceğini doğrudan göstermiyordu. Asıl değişim birkaç yıl sonra ortaya çıkacaktı. Bu sırada Kutay Soyocak da Jakuzi dışında üretmeye devam etti; solo kayıtlarının yanında black metal projesi Vox in Rama gibi oldukça farklı müzikal alanlara girdi. Onun hip-hop sanatçılarıyla yaptığı çalışmalar ve farklı underground projelerdeki geçmişi de Jakuzi’nin neden hiçbir zaman tek bir türün kurallarına tamamen teslim olmadığını açıklıyor.
Madalyon I: Aynı Grubun Başka Bir Yüzü
2023’te “Sür Beni” yayımlandığında Jakuzi’nin yeni döneminden ilk belirgin işaret geldi. Ardından 27 Eylül 2024’te “Madalyon I” çıktı. Yedi parçalık çalışmada “Kapı Açılıyor”, “Korkuluk”, “Sahipsiz Gölge”, “Çürük Düş”, Brek’le birlikte kaydedilen “Yalnızlar Caddesi”, “Sür Beni” ve “Son Süratle” yer aldı.
“Madalyon I” ile Jakuzi yine geçmiş albümün formülünü tekrar etmedi. Kutay Soyocak bu dönemde artık dinleyicinin ilk iki albümün ardından kendisinden beklediği şeyi üretme baskısına girmek istemediğini ve müziğiyle birlikte “demlenmeyi” tercih ettiğini anlatıyordu. Şarkı sözlerinde de daha şairane ve daha az doğrudan bir anlatı ortaya çıktı. İlk albümde duyguların daha açık şekilde söylendiği yapı, “Madalyon” döneminde yerini çağrışımlara ve görüntülere bıraktı.
Müzikal tarafta da yeni kaynaklar vardı. Grubun güncel tanıtımında “Madalyon”un B sınıfı korku filmleri, gençlik slasher filmlerinin soundtrack’leri, lo-fi kayıtlar ve modern Türk şiirinden beslendiği belirtiliyor. “Madalyon I” bu nedenle “Hata Payı”nın doğrudan devamı gibi değil, aynı grubun başka bir tarafını gösteren çalışma hissi veriyor. Synthesizer’lar hâlâ orada ama funk, disco ve daha hareketli ritmik fikirler eski darkwave sertliğinin arasına giriyor.
Aynı dönemde yayımlanan “Yarım Kalan” da grubun en çok dinlenen yeni dönem parçalarından birine dönüştü. Buna rağmen “Koca Bir Saçmalık”, “Şüphe”, “Toz” ve “Bir Düşmanım Var” gibi eski şarkılar hâlâ Jakuzi’nin dijital platformlarda en fazla karşılık bulan işleri arasında. Eski ve yeni repertuvarın yan yana dinlenmesi, grubun yaklaşık on yılda ne kadar değiştiğini de oldukça açık gösteriyor.
İstanbul’dan Avrupa’ya Uzanan Bir Underground Hikâyesi
Jakuzi’nin Türkiye’deki bağımsız müzik sahnesindeki yerini ilginç yapan konulardan biri de uluslararası dolaşımı. Türkçe sözlü alternatif bir grubun Avrupa’da düzenli konser vermesi bugün birkaç yıl öncesine göre daha olağan görünse de Jakuzi bunu kariyerinin oldukça erken döneminden itibaren yaptı. Berlin merkezli City Slang’den çıkan ilk iki albümün ardından Avrupa turneleri gerçekleştirdi ve yabancı müzik basınında da yer buldu. Bandcamp Daily, “Hata Payı” döneminde grubun İstanbul underground punk sahnesindeki köklerine ve karanlık synth-pop yaklaşımına özellikle dikkat çekiyordu.
2026’da bu taraf hâlâ devam ediyor. Grubun güncel konser programında Türkiye’nin yanında Paris, Londra ve Dublin gibi Avrupa şehirlerinde tarihler bulunuyor. Spotify’da da yaklaşık 600 bin aylık dinleyiciye ulaşmış durumda. Üstelik Jakuzi’nin kendi güncel açıklamasına göre “Madalyon” iki bölüm olarak tasarlandı; ilk bölüm 2024’te yayımlandı ve grup şu anda ikinci bölümü tamamlıyor. Dolayısıyla birkaç yıllık albüm sessizliğinin ardından başlayan yeni dönem henüz bitmiş değil.
Jakuzi’nin bugün bulunduğu noktayı sadece “Türkiye’nin darkwave grubu” diye özetlemek bu yüzden pek yeterli değil. Punk çevresinden çıkıp synthesizer’lara yönelen iki müzisyenle başlayan proje, ilk albümünde Türkçe popun melodik tarafını new wave’le buluşturdu, ikinci albümünde post-punk ve gotik müziğin karanlığına yaklaştı, üçüncü dönemde ise yeniden başka bir ses aramaya başladı.
Bütün bunların arasında değişmeyen şey ise Kutay Soyocak’ın şarkılarındaki insan hâlleri. Bir yere ait olamamak, yalnız kalmak, kendinden şüphe etmek, bir başkasına yaklaşmaya çalışırken geri çekilmek… Jakuzi’nin dünyasında bunlar büyük dramatik cümlelerle değil, bazen soğuk bir synthesizer’ın ve basit görünen birkaç Türkçe kelimenin arasından çıkıyor.
Belki de grubun yıllar içinde bu kadar farklı bir dinleyici kitlesi oluşturmasının nedeni burada. Müziğin estetiği geçmişten geliyor gibi görünebilir ama anlattığı sıkışmışlık oldukça bugüne ait.
Jakuzi’nin yaptığı şey nostalji üretmek değil. Geçmişin seslerini alıp bugünün yalnızlığına çalmak.
